Uğur Zat / Üstün Zekalı ve Yetenekli Çocuklar Aile Eğitim Uzmanı

Uğur Zat, Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Bilimleri “Yetişkin Eğitimi” alanında doktora yapmaktadır. Tez konusu “Tanılı Üstün Yetenekli Çocuk Sahibi Ailelerin Eğitim İhtiyaç Analizi ve Eğitim Programı Dizaynı” dır. ITO Bahçelievler BİLSEM’de (Bilim Sanat Eğitim Merkezi) “Aile Eğitimleri” tasarımını yapan Uğur Zat, aile eğitimlerini “Yetişkin Eğitimi” perspektifinden ihtiyaç analizinden başlayarak, ölçme ve değerlendirme süreçlerini de tespit ederek dizayn etmiştir. BİLSEM sömestri kampında da veli ve öğrencilere yönelik atölye çalışmaları da düzenlenmiştir. 5-9 Mart 2018 MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Birimi tarafından düzenlenen çalıştayda “Üstün Potansiyelli Çocuk Sahibi Ailelere Yönelik Aile Etkinliği Kitabı” komisyonunda görev alan Uğur Zat, tanılı üstün yetenekli çocuk sahibi ailelere yönelik, farklı kurum ve kuruluşlarda seminerler vermekte, aynı zamanda ulusal ve uluslararası konferanslarda bildiriler sunmaktadır.
Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi’nde, master eğitimini Marmara Üniversitesi’nde tamamlayan Uğur Zat; UYCAP (Üstün Yetenekli Çocuklar Aile Platformu) gönüllü “Yetişkin Eğitimi” uzmanıdır, Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği Projesinde “Gönüllü Mentorluk” yapmaktadır.

Sihirli Değnekse Eğitim, O Değneği Tutan Ellerdedir Keramet O Keramet “Niyet”…
“Çocuğumun ne kadar geri zekalı (!) olduğunu öğrenmek için gittiğim kurumda “üstün zekalı” olduğunu duyduğumda nasıl bir şok geçirdiğimi anlatamam” diyordu bir anne saha çalışması esnasında, onların ihtiyaçlarını belirlemeye çalışırken ve seslerini bilimsel verilerle harmanlamaya çalışırken yürüdüğüm yolda. Anne, öğretmenin yönlendirmesinden ve şikayetlerinden sonra, son çare gittiği zeka belirleme sürecinde yaşadıklarını anlatırken; bir araştırmacı ve uzman olarak tepkisiz ve yorumsuz kalsam da, içimde bir şeylerin “cız” ettiğini biliyorsunuz; çünkü sizin de içiniz “cız” ediyor, biliyorum.

Konu “insan” ve “eğitim” ise, eğitim tarihi ve felsefesi konularını hazmetmek yetmez. Tüm eğitimcilerin bildiği gibi, öğrenmenin en üst basamağında yer alan kısma jet hızıyla gitmek gerekir, “sentez”.

Oysa sentez, aynı zamanda sübjektif bir kavramdır. Bilginin, kişinin değer ve yetkinlikleri ile harmanlanmasının bir sonucudur. Tam da bu noktada, bilgi aynı olsa da fikir ayrılıkları ortaya çıkmaya başlar hemen her konuda. “Üstün zekalı ve yeteneklilerin eğitimi en iyi nasıl olmalı?”, “Etkin öğretmen kimdir?”, “Özel eğitimin amacı nedir?”, “Sınıf yönetimi nasıl olmalı?”, “Üstün zekalı ve yetenekli öğrenciler için müfredat geliştirme ve ölçme değerlendirme için en etkin yol ne?”, “Eğitim yönetiminin ilkelerinin özel eğitimde uygulanması mümkün mü?”, “Eğitim sektörü rekabetten uzak kalabilir mi?”, “Güncel gelişmeleri takip eden bir eğitim mi?”, “Üstün zekalı ve yetenekli öğrenciler için farklılaştırılmış eğitim modelleri olmalı mı?” vb. vb.

Konu eğitim iken, herkes canhıraş bir şekilde elinden gelenin en iyisini yapmaya odaklanıyor odaklanmasına da; tüm olan biten, tüm manevralar ve kurallar çan eğrisinin normlarında. Oysa iki ucu var her istatistiki verinin. Konu iki uç ise, içinden daha da çıkılmaz hale geliyor tüm tartışmalar. “Zihinsel engelliler” ve “Üstün potansiyelliler”…

Sosyolojik okumalar önemlidir, bilirsiniz eğitimci arkadaşlarım. “Zihinsel engel” ifadesi içimizi zıcıtır, ama “Üstün Potansiyel” (hadi itiraf edelim) tatlı bir gıpta ile biraz öfke karışımı bir duygu yaratıyor gibi…

Burada kesti demezseniz size başımdan geçen bir andan bahsedeyim. Sevdiğim cafelerden birinde tam da yorgunluk kahvemi içerken, oranın müdavimlerinden bir hanım yanıma yaklaştı. Oturabilir miyim? dedi ve tatlı bir sohbet başladı. Sordu ne iş yapıyorsunuz? “Tanılı üstün zeka ve yetenekli çocuklar ve aileleri ile çalışıyorum” dedim. Gözlerinde hüzün ve her mimiğinde acı dolu bir ifade ile “Eli öpülesi insansınız” dedi. O an bir yanlış anlaşılma olduğunu anladım ve “zihinsel engelliler” zannettiniz herhalde ama benim alanım “üstün zeka
ve yetenekliler” dedim. İfadesi normale dönüp “hııı” dedi, o da iyi.

Oysa, istatistiki bağlamda her iki uç da normal dışı yani “farklı” bir durum. Ancak sanırım “üstün” kelimesinin yarattığı iç dinamikle bunu hazmetmek; kimi zaman hem aileler, hem öğretmenler hem de kurumlar için zor olabiliyor. Şimdi büyük harflerle yazacağım ana geldik; “ÜSTÜN ZEKALI VE YETENEKLİ OLMAK NORMAL DIŞI BİR DURUMDUR VE HER FARKLILIK YÖNETİM GEREKTİRİR”.

Başlığa dönersek eğitim sihirli bir değnekse, keramet o değneği tutan ellerdedir diye başlamıştım ve daha da önemlisi “niyet”…. Bu cümleden sonra omuzlarınıza biraz daha yük bindirmek değil amacım. değerli öğretmen arkadaşlarım, biliyorum ki en zor meslek gruplarından birindesiniz. Uluslararası araştırmalarda da görülüyor ki, tükenmişlik sendromu en çok yaşanan mesleklerden biri öğretmenlik. Hatta her 6 senede, 1 sene dinlenme ön
görüyor araştırmalar. Kuşak farklılıkları, yönetim ve veli beklentileri, hedefler, sınavlar, kişisel gelişiminiz için harcanması istenen konu ve zaman gibi birçok baskı yaratan konu var. Buna bir de İstanbul’da yaşayan arkadaşlarım için şehrin ağır yükü ve hızı da eklenince gerçekten durumun vehameti daha da net ortaya çıkıyor. Buradan sonrasını okumaya devam ederseniz, bu sayede belki de sizlerin de problem olarak karşınıza çıkan bazı durumlara
çözüm getirmiş bile olabiliriz.

Şimdi kaldığım noktadan devam etmek istiyorum. “Niyet”… Niyetiniz öğrencileriniz ve toplum için değer katmak ve anlamak ise, farklılıkları aynı zamanda YÜKSEK HASSİYET getiren çocuklarımızı belki biraz daha iyi tanımak ve anlamak istersiniz. MÜKEMMELLİYETÇİLİK girdabından çıkamayan üstün potansiyellilerin BAŞARISIZLIK
KORKUSU nedeniyle kimi zaman tamamen vaz geçtiklerini biliyor musunuz? KAYGI BOZUKLUĞU VE YÜKSEK ENDİŞE nedeniyle hayatlarının kimi zaman çekilmez hale gelebileceğini, duyularının normalden fazla gelişmesiyle YÜKSEK SES, KARMAŞA VE GÜRÜLTÜYE toleranslarının birçok insana göre az olduğunu tahmin edebilir miydiniz?  YÜKSEK EMPATİ nin onları AKRAN ZORBALIĞINA en çok maruz bırakan etmen olabileceğini hiç düşündünüz mü? HAYAL DÜNYASI geniş olan bir zenginliğin içinde olmanın ne demek olduğunu hiç sordunuz mu?

İnanması güç gelebilir ancak birçok konuda başarısızlık gösterebiliyorlar. Sözel konularda iyiyken, çarpım tablosu öğrenememelerini hazmetmek onlar için değil de sanki biz yetişkinler için güç. HER KONUDA BAŞARILI DEĞİLLER. Hatta yetişkinlerden destek almalar gereken birçok konu var. ASENKRONİZE GELİŞİM küçük yaşlardan beri onları yoran ve aileleri bocalatan bir kavram. Örneğin bir öğrenci sizinle hırsızlık üzerine etik bir tartışma yapıp, bir sonraki gün ise kalem kutusu çalındığı için ağlayabilir. LİDERLİK özellikleri yüksek olduğu için takım çalışmalarında ve sosyalleşmekte zorlanabilirler. Evet, HIZLI ÖĞRENEBİLİRLER ve ÇOK SORU SORABİLİRLER. Amaçları ne sınıfın düzenini bozmak ne de öğretmenlerinin bilgisini sorgulamak. Sadece ÖĞRENMEK istiyorlar, çünkü bitmek tükenmek bilmeyen MERAK DUYGUSU ile doğuyorlar. Birçoğu uzaya, soyut
kavramlara, dinazorlara, arkeolojiye, eski uygarlıklara, kuantuma ve müfredatta yer almayan onlarca konu ile ilgili öğrenmeyi, araştırma yapmayı seviyor. SANATSAL YETENEKLERİ yüksek olan öğrencileriniz var. Çoğu UYGULAYARAK; DENEYEREK ve YAŞAYARAK öğrenmeyi istiyor. DÜNYA İLE İLGİLİ ENDİŞELERİ VAR ve bu konuda çözümler üretmek istiyorlar. Hayvanlar, evsizler, hava kirliliği, açlık, yoksulluk, savaş, hastalık ile ilgili
çözümler bulmak istiyorlar. Büyük bir çoğunluğunu YARATICI FİKİRLERİ var. Doğuştan FUTURİST gibiler. ALGILARI ve SEZGİLERİ oldukça açık, karşı tarafın duygularını ve düşüncelerini rahatça anlıyor, beden dillerini okuyabiliyorlar…

Şimdi sizden ricam bu paragraftan önceki üç paragrafı bir kez daha hızlıca okumanız ve eğitim sistemi içine birkaç saniyeliğine de olsa bu yapıyı monte etmeniz…
Sanırım bir an nefessiz kaldınız !

Elinizde sihirli değnek…
Niyet “ya anlamak ve ellerinden tutmak”
Ya da …(sı yok)

Bir Yorum Bırakın

Yorum Yap