Fatma Cengiz / Eğitim Uzmanı

1998 yılında Marmara Üniversitesi Okul Öncesi Eğitim Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. Meslek yaşantısına İzmir Işıkkent Eğitim Kampüsü’nde High Scope Eğitim programının uygulanması ve oluşturulmasında görev alarak başladı. Ardından 1999-2015 yılları arasında hayatı bir öğrenme yolculuğu olarak görmesine  ışık tutan Özel Enka Okulları’nda devam etti. Beyin temelli öğrenme, çoklu zeka ve PYP  müfredatı geliştirme konusunda çalışmalar yürüttü. GEMS komitesinde çalışarak bu bağlamda birçok öğretmen eğitiminde bulundu. Kişisel ve mesleki gelişimini destekleyici yurt içi ve yurt dışında eğitim ve sertifika programlarına katıldı. Çeşitli sosyal sorumluluk projelerinde özel eğitime ihtiyacı olan çocuklarla çalıştı. Enka Okulları’nda üstün yetenekli ve zekâlı öğrencilerin entegrasyonu ile ilgili komitede program geliştirme üzerine görevler aldı. IB, PYP akreditasyon süreçlerinde program geliştirme ve değerlendirme komitelerinde aktif olarak bulundu.

Farklı gelişim özellikleri gösteren öğrencilerle ilkokula hazırlık süreci ve 1-8. sınıf düzeyinde bireysel çalışmalar yürüttü. YÖM’ ün  BOYEP okul öncesi programının oluşturulmasında görev aldı.

Farklılaştırılmış eğitim ve uygulamaları, GEMS, SCAMPER ve yaratıcılık uygulamaları konularında çeşitli kurumlarla ve eğitimcilerle yetişkin eğitimleri yürütmektedir.  Proje Tabanlı Öğrenme, Eğitimde Sistem Düşüncesi Uygulamaları, Sezgisel ve Oyun Temelli  okul öncesi matematik programları geliştirme gibi konularda çalışmalarına devam etmektedir. Okul kurucu ve müdürleri ile okul öncesi kurumların yapılanma ve program yenileme süreçlerinde danışmanlık vermektedir. For Educators Eğitici Eğitim Merkezi’nin kurucu ortağıdır.

Doğayı Öğrenmek mi? Doğada  Öğrenmek mi?

Bir eğitimci ve anne olarak oğlum ile sık sık doğa hakkında sohbet ederken bulurum kendimi. En son yaptığımız sohbetlerden biri bir doğa yürüyüşümüz sırasında gerçekleşti. Çok uzun süredir üzerinde düşündüğüm ve hep acaba bunu nasıl daha iyi anlatabilirim dediğim, kafamı meşgul eden bir konuyu müthiş bir soru ile ortaya koydu.

Sorusu : Anne doğayı öğrenmek mi, yoksa doğada öğrenmek mi daha çok işimize yarar sence? idi. Soruyu ilk duyduğumda şaşırmıştım, tamda kafamda çözmeye çalıştığım meseleyi toplamda sadece dört ses ve iki ek ile bu denli derin sorguladığını farketmem çok uzun sürmedi. O anda bütün duyularımla oldukça aktif bir şekilde onu dinlemeye koyuldum ve bu sorusu hakkında kendisinin cevabının ne olduğunu sordum. Burada sorgulamaya dayalı bir öğrenme kültürünün parçasından geliyor olmamın verdiği uzmanlığa da başvurdum tabii.

Yürüyüşümüz epey uzun sürmüştü ve belli aralıklarla bir ağacın altına, bir kütüğün yanına, derenin kenarındaki büyük bir taşın gölgesinde oturup etrafımızda gördüklerimiz hakkında sohbet ediyorduk. Gördüklerimiz, kokladıklarımız, duyduklarımız, tadına baktıklarımız ile ilgili daha derin anlamlar oluşturmak için bu süreçte yaptıklarımız hakkında büyük fikirlere ulaşmaya çalışıyorduk.

Bana sorduğu soruyu kendisinin cevaplaması da bu anlardan birinde gerçekleşti. Sana az önce sorduğum sorunun cevabını buldum sanırım dedi. Heyecanla ve merakla dinlemeye başladım. Kısa bir sessizlik anının hemen sonrasında; bence doğada öğrenmek daha çok işimize yarar dedi. Bana bir örnekle açıklar mısın? sorusunun ardından ise şaşkınlığım daha da perçinlendi.

Ben bir öğretmen olsaydım öğrencilerime bitkilerin ne işe yaradığını ve ne olduğunu anlatmak için dersi sınıfta yapmazdım. Mesela onları böyle bir yere getirirdim ve bu kuşburnu bitkisi onun meyvesi ile marmelat ve çay yapabiliriz ve hastalıklardan korunabiliriz, eğer çiçeklerini koparırsak kuşburnunuz olmaz ve tabii iyileşmek için çayınızda, marmelatınızda derdim. Kuşburnunun dalları, yaprakları, dikenleri ve toprağa tutunmak için kökleri var. Biz sadece meyvesini yeriz derdim. Mesela az önce yediğimiz kuzukulağı bitkisinin sadece yapraklarını yedik ve ekşiydi. Onun kuşburnu gibi dalları yoktu ince yaprakları ve ortasında minicik tohumu vardı. Aralarındaki en büyük fark birinin ağaç gibi dalları var ama diğerinin yok, birinin meyvesini birinin yapraklarını yiyoruz derdim.

Sence öğrenciler bu bilgileri bu şekilde öğrendiğinde ne olur? dediğimde ise son noktayı koydu. Eğer bitkileri böyle doğada öğrenirsen tek başına doğada kaldığında, etrafında daha önce öğrendiğin birkaç bitkiyi ve ondan nasıl faydalanacağını bildiğin ve tanıdığın için hayatta kalma şansın artar. Bence sadece doğada bitkiler var özellikleri bunlar diye öğrenmek işimize yaramaz. Fakat onların neleri var?  neleri bizim işimize yarar? onlarla ne yapılır? öğrenirsem o zaman hem doğayı neden korumamız gerektiğini anlar, hemde doğada tek başına kaldığımızda canlı kalmayı sürdürüz dedi.

Bunun üstüne pek fazla söyleyecek söz bulamadım epeyce yutkundum ve kendi en iyi öğrenme anlarımı düşledim bir müddet. Onun dediği gibi bende şanslı çocuktum , doğayı doğada öğrenme şansına ermiş  ve hala öğrenmekte olan bir yetişkindim.

Belkide doğayı doğada öğrenmenin ne kadar anlamlı olduğuna inancım buradan geliyordu. Tabii Fen ve doğa bilimlerine olan ilgi ve sevgimde.

Düşünüyorum da bu kadar bilimsel veri de bunu destekler dururken, doğa bilimleriyle ilgili çalışmaları ısrarla sınıf ve okul duvarları ile örülü odacıkların içinde gerçekleştirmeye çalışmak, hiçbir etkin ve aktif öğrenme sürecini yaşatmadan bir sürü bilgiyi (girdiyi) anlamlandırmak için çaba sarf etmeye olan direncimiz niye?

Eğer bilgi zaten doğada var ise bunu bilme aşamasına getirmek için eylemi doğada gerçekleştirmek daha doğru değil mi? Toplanan bu bilgilerin anlam oluşturması için aktif öğrenmelerini destekleyerek,  kendi bağlamlarını oluşturacakları süreçleri doğayı doğada öğrenme fırsatları sağlayarak gerçekleştirmek daha sağlıklı değil mi? Hepimizin ortak çabası çocuklarımızın tam kalıcı ve gerçek hayatla ilişkilendirecekleri deneyimler elde etmeleri değil midir?

Bir Yorum Bırakın

Yorum Yap