Duygunur Şahin / Üstün Zekalılar- Yetenekliler Eğitmeni

Uzm. Duygunur ŞAHİN ARSLAN Üstün Zekalılar/ Yetenekliler Eğitmeni/ Yaratıcı Drama Lideri Duygunur Şahin Arslan 1983’te Kastamonu’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü Üstün Zekâlılar Öğretmenliğinde Lisans, Yeditepe Üniversitesi Eğitim Yönetimi ve Denetimi programında yüksek lisans eğitimini tamamladı. Tezini, Yaratıcı Drama ile Yaratıcı Düşünme Öğretimi- Torrance Yaratıcı Düşünme Drama Liderliği konusunda yazdı. Eyüboğlu Eğitim Kurumlarında 2007’den bu yana temeli yaratıcı düşünme becerilerini geliştirme olan “Yaratıcılık Dersi” çalışmalarını yürütmektedir. “Yaratıcılığını Özgür Bırak, Yaratıcı Drama Yöntemiyle Yaratıcı Düşünme Öğretimi, Gelecek Odaklı Problem Çözme (FPSPI), Destination Imagination ve Yaratıcılık, Hayal Gücünüze Dokunun, Üstün Yetenekli Çocuklar” verdiği eğitim ve sunumlar arasındadır. Özel Okullar Derneği tarafından düzenlenen Eğitimde Öngörüler-Future Prospects ın Educaton XVI. Geleneksel Eğitim Sempozyumu’nda 21.yy Becerileri Arasında Yaratıclığın Yeri:Geleceği Okumak adlı çalıştayı ve 4.,.İstanbul Çocuk ve Gençlik Bieanali’nde
çocuklar ve yetişkinliklerle atölye programı, söyleşi çalışmalarından bir kaçıdır. Köy Okulları Değişim Ağı Derneği (KODA) içerik geliştirme ekibindedir. Eğitim Reformu Girişimi’nin(ERG) üstlendiği Öğretmen Ağı, değişim elçilerindendir. Dünyanın en büyük yaratıcılık organizasyonu Destination Imagination Ulusal ve Dünya Finallerinde (ABD’de) bilim, sanat, doğaçlama, sosyal sorumluluk kategorilerinde başarılar elde etmiş, 2013 Dünya Finallerinde “Anlık Yaratıcı Düşünme” kategorisinde Dünya Birinciliği ile Türkiye’ ye dönmüştür. Kendisini hayat boyu öğrenen bir öğrenci olarak tanımlamaktadır.

Kafaya Düşen Bir “Elma” Hikayesi…
“YIRTICILIK DERSİ ÖĞRETMENİ”
Adı “Yaratıcılık ” olan bir dersin öğretmeniyim ben. “Yaratıcılık dersi diye, ders olur mu?” dediğinizi duyar gibiyim. Evet, var ve ben 12 yıldan bu yana özel bir kurumda, “Yaratıcılık ve Düşünme Eğitimi Öğretmeni” olarak görev yapmaktayım. Hatta adımın uzun olması ya da dersimin benden daha popüler olması ya da bambaşka bir sebepten bas baya öğrencilerim bana Duygunur öğretmenim yerine çoğunlukla “yaratıcılık dersi öğretmenim” diye dersimin adı ile seslenirler. Yaratıcılık dersi öğretmeniyim dediğimde, genelde karşılaştığım ilk soru “Yaratıcılık dersi öğretmeni olmak için hangi bölümü/üniversiteyi bitirdiniz?” oluyor. “ Hocam, araştırdım böyle bir lisans programı yok, bende okumak istiyorum aslında.” diyenlerde azımsanamayacak kadar fazla. Peki, o zaman nedir bu yaratıcılık dersi öğretmenliği ve nedir aslında yaratıcılık denen şey?

Türkiye’de bu isimde bir lisans programı yok. Ben, yüksek lisans ve yaratıcı drama liderliği tez ve proje çalışmalarımı, yaratıcı düşünme üzerine uyguladım. Lisansa gelince, okuduğum lisans programını söylediğimde “yaratıcılık dersi öğretmeni” ile ilgili aldığım sorulardan çok daha fazlası ile karşılaştığımı da söylemeliyim. İstanbul Üniversitesi Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi Üstün Zekâlılar Öğretmenliği ilk mezunlarındanım. Üstün potansiyelli çocuklar ve yaratıcılık düzeyleri üzerine çalışmaya başladığım yaratıcı düşünme serüvenim; anlık yaratıcı düşünme (ınstant challenge), düşünme felsefesi olarak çepeçevre etrafımı sardı ve ben “Üstün Zekâlılar Öğretmeniyim” den çok, “Yaratıcılık Dersi Öğretmeniyim” derken buldum kendimi.

Gelelim yaratıcılığa, “yaratıcılık” geçmişten günümüze çok sorgulanmıştır ve sorgulanmaya da devam etmektedir. İnsanoğlunun, besin ve enerji kaynaklarının zamanla yok olması, türlerin kaybı, çevre kirliliği ve çevresel faktörler, küresel sorunlar, bilim ve teknolojideki gelişmeler vb. günümüz dünyasında belli başlı sorunlarını anlayıp, çözümlenmesi gerekmektedir. Ortada “beni görün ve çözüm üretin” diye aşikâr duran bu sorunlara çözümler üretmek için farklı bir bakış acısına; farklı bakış açısını yakalamak içinse yaratıcı düşünen bireylere ihtiyacımız vardır.

Bunun için öncelikli yapılması gereken, çocukların doğasında var olan yaratıcılığı görüp, korumak olmalıdır. Yaratıcılığı korumak önemlidir, hem de çok önemlidir. Korumayı sağlamadan, geliştirmeye çalışmanın havanda su dövmekten öteye geçmeyeceği düşüncesindeyim.

Tam da bu noktada yaratıcılık kavramına girmek istiyorum. Yaratıcılık üzerine çok sayıda tanım, çok sayıda görüş var. Tanıma boğarak bu yazıyı geçiştirme niyetinde değilim. Lakin benim de üzerine çalıştığım, kafa yorduğum Torrance’ dan bahsetmek isterim sizlere. Paul Torrance yaratıcı düşünmeyi çok boyutlu ele alan bir bilim insanı. Torrance Yaratıcı Düşünme Testi (Torrance Tests of Creative Thinking) ni oluştururken kullandığı temel yaratıcılık tanımı ise şöyle:

“Sorunlara, yetersizliklere, bilgideki boşluklara, eksik elemanlara, uyumsuzluklara, düzensizliklere vb duyarlı olma; güçlükleri belirleme, çözümler arama, yetersizliklere ilişkin tahminlerde bulunma veya hipotezler oluşturma; bu hipotezleri sınma ve en sonunda sonuçları iletme sürecidir.” Torrance’ye göre aslında yaratıcılık problemlere duyarlı olma ile başlıyor. Ne kadar güzel söylemiş, “duyarlı olma durumu”. Şimdi, sizden kendi hayatınıza dönüp düşünmenizi istiyorum. Problemlere duyarlı olma durumunun sizdeki ifade karşılığı nedir?

Yaratıcılık Dersi öğretmenliğime dönersek; öğrenciler ile derinlemesine sorgulama yaptığımız bana göre düşünme, öğrencilerime göre oyun-eğlence-komiklik olarak adlandırdığı üçleme dersin ana içeriğini oluşturuyor. Dersime ve bana etkisi büyük olan bir hikayemi paylaşmak isterim.

8 yıl kadar önce birinci sınıflar katında, koridorun başında bekliyorum. Koridorun sonundan öğrencimin üzerime doğru koşarak geldiğini fark ettim. Koştu, koştu ve sıkıca sarıldı. Bir öğretmen için saf sevginin yaşandığı, mutluluk anı da diyebiliriz bu ana. Aslında bu hikayeyi anlatma sebebim sarılma, sevginin önemine vurgu yapmak, öğrencilerim beni çok sever mesajı vermek değil. Tabii ki sarılma anı, çok değerliydi lakin öğrencimin koşarken kullandığı sözdü beni benden alan, hikayeme adını veren. Bildiğim duygular arasında yeri olmayan, tarif edemediğim bir duygu vardı sanki. Kulağımda sarılmadan hemen önce bağırarak söylediği söz: YIR-TI-CI-LIKKKK DER-Sİ ÖĞ-RET-ME-NİMM oldu. İşte o kelime. Yırtıcılık mı? demişti. O anı unutmam mümkün değil. Çünkü o an Isaac Newton’un kafasına düşen elmadan yer çekimine ulaşması gibi, bende ki aydınlanma zamanı başlamıştı. Aslında durum, sadece telaffuzu zor olması sebebi ile “yaratıcılık” diyemeyen öğrencimin “yırtıcılık” kelimesini seçmesiydi belki de. Lakin benim için o kelime çok değerliydi. Yaratıcılık neydi? Var olan her şeye bilinen anlamı dışında anlam yükleyebilme, çerçevelerin dışına taşabilme, özgün olabilme yani çocuk kalabilmek değil miydi? Başka bir ifade ile çerçevelerin- sınırların dışına çıkmak kalıpları aslında bir nevi yırtmak değil miydi? Çocuklar ve çocuk kalabilenler bunu yapmıyor mu? O andan itibaren program üzerinde olmasa da, zihnimde dersimin adı oldu “Yırtıcılık Dersi”, ben de oluverdim “Yırtıcılık Dersi Öğretmeni”. Sözlerime söz eklemeye başlarken, Yaratıcılık dersi öğretmeniyim ben dedim ya, kendimi düzeltiyor ve yüksek sesle söylüyorum. Ben YIRTICILIK DERSİ öğretmeniyim.

Isaac Newton ve elma ağacı konusuna gelirsek; kafasına elma düştüğü için yer çekimini bulduğu söylenen, hafif şanslı addedilen bu bilim insanının yer çekimini bulması sadece bir elmaya bağlanacak kadar basit değildir. Isaac Newton, çekim kanunun bütün yapısındaki klasik fiziğin temellerini atan, çalışmalarını sürdürebilmek için “olmayanı” icat ederek, matematiğe diferansiyel sistemi sokan optik alanına çığır açıcı yenilikler getiren bilim insanıdır ve “yer çekimini keşfetti” gibi tek bir cümleye sıkıştırılamayacak kadar da üretkendir. Elma meselesi önemlidir ama görüneni sorgulamak; Newton’un da sorduğu gibi “Bu elma neden yukarı veya sağa sola hareket etmek varken, neden yerin merkezine yönelir? Sorusunu sormaktır aslolon. Çünkü görünmeyen elmanın çok ötesidir.

Teşbihte hata olmaz. Benimki de bir elma meselesi. Öncesi olan, kafaya düşen bir “elma” anı, şimdiyi yaşadığım ve sonrası için çabaladığım.

“İşte buldum!“ denen anlar kıymetlidir, lakin o ana kadar harcadığınız emek, çaba ve üretim ise paha biçilemez değerdedir. Üretmek için ise daha çok çalışmak, çabalamak gerekmekte. Yılmadan,
usanmadan çalışmak, denemek, olmadı mı yeniden denemek. Samuel Beckett’in de dediği gibi: “Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil.”

Kafaya düşen elma anlarına kadar denemeye devam, çünkü yaratıcılığın bıkmak gibi bir lüksü yok.

Bir Yorum Bırakın

Yorum Yap