Aydın Ataş / Eğitim Uzmanı

Aydın Ataş, 1977 yılında Erzincan’da doğdu. İlköğrenimini tamamladıktan sonra, sırasıyla Erzincan Anadolu Lisesi ve İstanbul Bahçelievler Adnan Menderes Anadolu Lisesi’nde okudu. Ardından Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi “Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları” bölümünde bir yıl öğrenim gördü. 1997’de üniversite sınavına tekrar girerek İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi “Felsefe” bölümüne yerleşti. 2001 yılında lisans derecesini alan Aydın Ataş, 2005’te Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Anabilim Dalında yüksek lisans derecesi aldı. 2001’de kabul edildiği bir başka yüksek lisans programı olan Yıldız Teknik Üniversitesi Atatürk İlkeleri
ve İnkılâp Tarihi bölümünde dersleri bitirdikten sonra askerlik görevini yerine getirmek için bu okuldan ayrıldı. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “Felsefe Grubu Öğretmenliği” bölümünden yüksek lisans derecesi elde etti. Daha sonra, Milli Eğitim Bakanlığı'nın rehberlik kursuna katılarak rehber öğretmenlik sertifikası aldı.

Aydın Ataş, 1999-2001 yılları arasında gazetecilik yaptı. 2001’den itibaren ise eğitim sektörüne yönelen Ataş, 18 sezondur çeşitli eğitim kurumlarında farklı görevlerde çalışarak meslek yaşantısını sürdürüyor. Ataş, bugüne kadar birçok eğitim sempozyumunda ve çalıştayında da konuşmacı ve katılımcı olarak yer almıştır. Sık sık ulusal ve yerel TV kanallarında eğitim temalı programlara da konuk olan Aydın Ataş evli ve bir çocuk babasıdır.

Olumlu Okul İklimi Yaratmak

Öğrenme, insanın dünyada var olma mücadelesinin başarıyla sürmesinin kilit sözcüğüdür. İnsan, milyonlarca yıldır öğrendikleriyle renklendiriyor serüvenini. İlkel insandan günümüzün teknoloji üreten ve kullanan insanına dönüşmemizde öğrendiklerimizi kuşaklar arası aktarabilme becerimiz belirleyici rol oynadı. Bu durum, insan dışındaki canlılarda görülmüyor. Çünkü onlar bilgilenme süreçlerini sınırlı bir çevre ve sadece ebeveyn-çocuk arasında gerçekleştirebiliyor. Başka bir deyişle resim çizerek, yazıyı bularak, kütüphane kurarak bilgi aktaran tek varlık şimdilik biz insanlarız. Bunların yanında okullar kurarak öğrenme sürecini farklı boyutlara taşıyabilen tek varlık da biziz.

İnsan için anne karnında başlayan öğrenme serüveni, okul çağına kadar sınırlı bir toplumsal çevrede gerçekleşir. Bilgilenme ve öğrenme süreci çocuğun okul çağına gelmesiyle çeşitlenir. Birey okula başladığında onun için yepyeni kapılar açılır. Bu yeni alternatifler onu yaşama hazırlayan devindirici güce karşılık gelir. Okul, insanın “birey” olma yolundaki en kritik yıllarını geçirdiği bir yer olarak insanı toplumsal yaşamda bir “kişi” olmaya yöneltir. Günümüz toplumlarında okullar, insanların 10 ila 20 yıllık bir zaman dilimini geçirdikleri mekânlardır. İnsan yaşamının önemli bölümünü sürdürdüğü okulların öğrenciler, ebeveynler, öğretmenler, yöneticiler açısından nasıl algılandığı, eğitim-öğretim ortamının nasıl yapılandırıldığı “okul iklimi” kavramsallaştırmasıyla açıklanır. Okul ortamının “olumlu” nitelik kazanmış biçimi de “olumlu okul iklimi”ne karşılık gelir. Bu yazımızda okul ikliminden hareketle okul ikliminin olumlu kılınması konusunu irdeleyeceğiz.

Eğitim ve öğretimin tarihsel dönüşümünde farklı bakışlarla geliştirilen birçok yaklaşım vardır. Bu yaklaşımlar ortaya atıldıkları dönemlerin tarihsel, toplumsal, ekonomik, politik koşullarından etkilenerek biçimlenir. Söz konusu biçimleniş eğitim-öğretim ortamlarının da sık sık değişikliğe uğramasına yol açar. Bu nedenle kurumsallaşan, uzun süre kabul gören eğitim modelleri üretmek güçleşir. Var olan modeller beklentileri karşılamaktan uzak, ancak günü kurtarmaya yönelik önlemlerle anılır. Peki, kalıcı ve etkili öğrenme ortamları nasıl yaratılır? Öğrencilerin, öğretmelerin, ebeveynlerin, okul paydaşlarının işbirliğine dayalı olumlu okul iklimi oluşturulabilir mi? Öğrencilerin, öğretmenlerin okula sevinç ve mutlulukla yaklaşması nasıl gerçekleştirilir?

İnsanların entelektüel birikimlerini kendilerinden küçüklere aktardığı ortamların her biri bir tür okul olarak görülebilir, ancak okullar yalnızca bilgi aktarımının amaçlandığı yerler değildir. Okul, bireyin varoluşsal dayanaklarını belirlemesi sürecinde çok önemli işlevler üstlenir. Bireyin kendini gerçekleştirmesi okulla doğrudan ilişkilidir. Okullar günümüz toplumlarının temel kurumları arasında yer alır. Bununla birlikte eğitim-öğretim kurumlarının sürekli olarak yenilenmeye ve değişen dünyaya uyum sağlamaya gereksinimi vardır. Kurumlar bir yandan yeniliklere uyum sağlarken, diğer yandan kalıcı sistemler üretmek durumundadır. Sistem kurarken temel amaçlardan biri de okul algısının istenilen yönde oluşturulmasıdır.

Çocuklarımız okula gitmeyi “seviyor!”

Ülkemizde özellikle ilkokul ve ortaokul düzeyindeki öğrencilerin okula gitme isteği dünya ortalamalarının üzerindedir. Birçok araştırma Türkiye’de çocukların okula gitme isteğinin yeterli düzeyde olduğunu, orta kademeden itibaren okul algısının değiştiğini, lise öğrencilerinin ise en nitelikli üniversitelerden diploma almak istedikleri halde, o üniversiteye yerleşebilmek için gerekli çabayı harcamadıklarını, önemli sayıda öğrencininse liseye de devam etmek istemediğini ortaya koyuyor. Başka bir deyişle, öğrenci bir yandan en nitelikli okullardan diploma almayı amaçlarken, diğer yandan okula gitmek bile istemiyor. Bu çelişki öğrencinin “okul algısı” ile doğrudan ilişkilidir.

Öğrenciler neden okula gitmek istemez? Okulu onlar için “olumsuz” konuma getiren nedenler nelerdir? Farklı okul tiplerinde öğrencilerin okullarıyla ilgili algıları, doğrudan okulda yaşadıklarının sonucunda biçimleniyor. Öğrenci okulu; yargılandığı, nasıl davranması gerektiğinin öğretildiği, disipline edildiği, küçük düşürüldüğü bir yer olarak algıladığında öğrencinin okula yaklaşımı olumsuzlaşıyor. Öğrencilerin kendilerini gerçekleştirdikleri, takım çalışmasına yönlendirildikleri, öğrenmeye etkin katılım gösterdikleri, kendilerini güvende hissettikleri, saygı gördükleri, karar süreçlerine katıldıkları ortamlarda motive oldukları; fiziksel olanakların gelişmiş, sınıf düzenlerinin esnek olduğu ortamlarda daha başarılı oldukları biliniyor. Öğrenme ortamının öğrenciyi ve öğretmeni büyük kesişim kümelerinde buluşturan niteliklerle donatılması eğitim-öğretimi doğrudan olumlu yönde etkiliyor. Bu durum öğrencilerin yalnızca akademik başarısını artırmıyor; aynı zamanda onların toplumsal yaşamda daha verimli bireyler haline gelmesinde de etkili oluyor. Öğrenme ortamlarının öğrenci-öğretmen odaklı kurgulanması, öğrencinin akademik başarısının artmasına zemin hazırlamasının yanında, olumlu düşünen, psikolojik bakımdan sağlıklı bireylerin yetişmesine de destek sağlıyor.
Olumlu okul iklimini oluşturabilmek kuşkusuz bir planlama ve örgütlenme becerisi gerektirir. Eğitim-öğretime ayrılan bütçenin en doğru biçimde yapılandırılması için öğrencilerin sosyo-kültürel farklılıkları, inanç-değer sistemlerindeki farklılıklar, yerel-bölgesel farklar, okul-aile işbirliğinin biçimi dikkate alınarak öncelikler belirlenmelidir.

Okul bir yaşam alanıdır

Eğitim-öğretimin niteliğinin artırılmasında öğrenci başına düşen harcamanın doğru planlanması çok önemlidir. Burada okulların fiziksel ve teknolojik koşullarının yeterliliğinden çok, öğretmen niteliği belirleyici bir etmendir. Donanımlı, entelektüel düzeyi yüksek, sorumluluk alma becerisi gelişmiş, sosyal yaşamında verimli, değişime ve gelişime açık öğretmenlerin varlığı son derece önemlidir. Günümüzde birçok gelişmiş ülke eğitim-öğretim yatırımlarının birinci sırasına nitelikli öğretmen yetiştirmeyi koyuyor. Bunun için de okul öncesinden üniversiteye kadar kademeli ve nitelikli modeller uyguluyor. Söz gelimi Finlandiya’da öğretmenlik en saygın iki meslekten biri kabul ediliyor. Nitelikli bireylerin ve nitelikli bir toplumun oluşturulabilmesi için eğitim-öğretime büyük kaynak aktarılarak öğretmenlerin donanımlı kişiler olması sağlanıyor. Bugün Finlandiya eğitim modeli birçok ülkeye örnek oluşturuyor. Nitelikli eğitim yöneticilerinin işlevi, zincirin bir diğer önemli halkası durumunda. Okul yöneticilerinin liderlik edebilme ve sorumluluk alabilme becerileri, öğrenci-öğretmen-ebeveyn ilişkilerinin merkezinde konumlanmalarını sağlıyor. Bu durumda okul iklimi, ortak okul kültürünün oluşturulmasıyla belirleniyor. Öğretmenler gibi yöneticilerin de sürekliliği, ebeveynlerin okulla bağlarını güçlendirirken karar süreçlerinde onların da bir paydaş olması sonucunu doğuruyor.

Mutlu öğrenci, mutlu öğretmen, mutlu toplum

Okul ikliminin paylaşım ve yaratıcılık becerilerinin geliştirilmesine dönük kurgulanması, her toplum için güzel bir gelecek düşünün basamaklarındandır. Öğrencilerin bir birey olarak değer gördüklerini duyumsamaları, düşüncelerine önem verildiğini algılamaları, onların tatillerde bile okula gitmesine olanak sunar. Eğitim-öğretimin uzun tatillerle kesintiye uğradığı ülkelerde okul algısının olumlu görüldüğü yerlerde, okul tatilde de bir yaşam alanı olmayı sürdürür. Okul, bireyin toplumsallaşmasında etkin bir rol oynarken, toplumun kurgulanmasında da ana güç durumundadır. Öğrencilerin birbirlerini ve öğretmenlerini özlediği, sınıflarını, bahçelerini özlediği okulları yaratmanın yolu, her okulu yaşayan bir “renklilik” olarak görüp tüm paydaşların katkılarıyla ortak bir resim çizebilmekten geçer. Bu resim ortak hedeflerin, amaçların yanında her öğrencinin desteklendiğini bilmesi ve okulu kendini gerçekleştirdiği “tercih edilir katkılar sağlayan” bir yer olarak görmesinin altyapısını oluşturacaktır.

Bir Yorum Bırakın

Yorum Yap